Rota Latin Amerika

tek yön biletle başlayan ucu açık bir yolculuk

  • Sayaç

    • 30,601 kişi siteme bakmış. Fena değil...

Devam etmekte olan yolculuk

Posted by Engin Kaban Aralık 8, 2011

2010 yılı içerisinde Engin Kaban tarafından gerçekleştirilen 1 yıllık Güney Amerika yolculuğunun iletişim kanalına hoşgeldiniz. Yolculuk fiziki anlamda tamamlanmıştır ancak çeşitli ortamlarda yazı, fotoğraf, röportaj, televizyon – radyo programları ve sunumlar sayesinde içsel yolculuk ve paylaşımlar devam etmektedir.

                          Gazete                                                 Televizyon                                                Dergi

                                                 

                               Sunum                                                     Radyo                                                   İnternet    


Yazı kategorisi: Haberler | » yorum bırak;

İstanbul ArkeoPera Sanat Galerisi Sunumu

Posted by Engin Kaban Ağustos 14, 2011

İstanbul’da yeni bir sunum daha. Herkese açıktır, ilgilenecek dostlarınızı davet edebilirsiniz. Beklerim…

Katılım için lütfen bağlantıdaki formu doldurunuz. (1 dakikalık iş)

https://docs.google.com/spreadsheet/viewform?formkey=dDBIYUxkYVJDTTIzNjBSMVA2OWhUVlE6MQ

20 Ağustos Cumartesi  15:00 – 17:30  

ArkeoPera Sanat Galerisi, Beyoğlu İstanbul

 

Yazı kategorisi: Haberler | » yorum bırak;

İstanbul V Sanat Galerisi sunumu – İngilizce -

Posted by Engin Kaban Ağustos 14, 2011

İstanbul’da ilk İngilizce sunumum. Herkese açıktır. Özellikle Türkçe bilmeyen dostlarınızı, misafirlerinizi bu sunuma davet edebilirsiniz.

Dileyenler yanlarında içki, içecek, atıştırmalık getirebilir.

17 Ağustos Çarşamba  19:00   

V Sanat Galerisi,  Nişantaşı – İstanbul

Taksim Meydanı’ndan ulaşım: http://goo.gl/maps/UGJd 


Yazı kategorisi: Haberler | » yorum bırak;

Rota Latin Amerika İzmir 3. sunumu

Posted by Engin Kaban Nisan 25, 2011

İzmir’de 3. sunumumu İzmirli Gezginler grubu için gerçekleştiriyorum.

İzmirli Gezginler üyeleri ve ilgi duyan herkes davetlidir.

12 Mayis Persembe 19:00
Murat Kosku / Bornova (Ege Universitesi Rektorluk Binasi caprazi)

Beklerim…

Yazı kategorisi: Denemeler | » yorum bırak;

Rota Latin Amerika İzmir 2. sunumu

Posted by Engin Kaban Nisan 21, 2011

İzmir’de 2. yolculuk sunumumu Zirve Dağcılık için gerçekleştiriyorum.

Zirve Dağcılık üyeleri ve ilgi duyan herkes davetlidir.

25 Nisan Pazartesi  19:30
İzmir Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulüp Binası (Bornova Koçtaş karşısı)

http://www.facebook.com/event.php?eid=119004608180516

Beklerim…

Yazı kategorisi: Denemeler | » yorum bırak;

Rota Latin Amerika İzmir 1. sunumu

Posted by Engin Kaban Mart 31, 2011

Yolculuğuma dair izlenimlerimi paylaşacağım sunumların ikincisi Sırtçantalılar Grubu 2011 Evliya Çelebi sunumları kapsamında İzmir’de 5 Nisan 2011′de gerçekleşecek.

Katilim icin lutfen baglantidaki 15 saniyenizi alacak formu doldurunuz.

Rota Latin Amerika - Tek yon biletle baslayan bir yolculugun hikayesi
Izmir Fransiz Kultur Merkezi
5 Nisan 2011 Salı  19:00

19:00 – 19:30  Bonus fotograflar gosterimi
19:30 – 21:30  Fotograf ve yolculuk sunumu, soru-cevap
Cumhuriyet Bulvarı No:152 Alsancak – İzmir  Tel: (0232) 463 69 79

Yazı kategorisi: Haberler | » yorum bırak;

Rota Latin Amerika İstanbul sunumu

Posted by Engin Kaban Mart 15, 2011

Rota Latin Amerika sunumları

Tek yön bilet alarak başladığım Güney Amerika yolculuğumunda yollarda geçen 1 yılın ardından izlenimlerimi paylaşacağım sunumların birincisi Sırtçantalılar Grubu 2011 Evliya Çelebi sunumları kapsamında İstanbul’da 23 Mart’ta gerçekleşecek.

Beklerim…

“Engin Kaban ile Rota Latin Amerika”

Tarih : 23 Mart 2011 Çarşamba

Saat  : 20:00

Yer: İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği

Sunum: Tek yön biletle başlayan ucu açık bir yolculuğun hikayesi

İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği

KAMPÜS: Esentepe Mah.  Gazeteciler Sitesi Haberler sok. No:9 Şişli/ İstanbul

0212 274 68 60
E-Mail: dernek@istodtumd.org


Yazı kategorisi: Haberler | » yorum bırak;

El Turco’nun dönüşü

Posted by Engin Kaban Ocak 30, 2011

El Turco’nun dönüşü

30 Aralık 2010 saat 01:30.

Çok işlek olmayan İzmir Adnan Menderes Havalimanı dış hatlar terminaline gecenin son uçağı iniş yapmış. Koridorda pek fazla insan yok ama kapının açılmasını heyecanla bekleyen 4 kişi göze çarpıyor. Ellerinde “Bienvenido a tu casa Juan el Turco” (evine hoşgeldin Türk Juan) yazılı pankartlar var. En genç olanının elinde bir kamera; herhalde mühim biri geliyor ki çıkış anını kaçırmadan görüntülemek istiyor. Kimmiş acaba bu bekledikleri “el Turco”?. Önemli biri olsa gerek bu kadar hazırlık yapıldığına göre.

Derken kapı açılıyor. Pek öyle pop sanatçısı, film yıldızı gibi birisi de değil; sizin bizim gibi biri çıkıyor. Sanki dağa çıkacakmış gibi giyilmiş montu, botu, renkli kıyafetleri, uzamış sakalları, küçük bir sırtçantası, transfer yapılan hiçbir havalimanının duty-free dükkanının es geçilmediğini gösterir içki şişeleri, 30 saattir yolda olmanın verdiği yorgunluk ve daha da önemlisi tüm bunları bastıran bir mutluluk, gülümseme ve enerjiyle bir genç beliriyor. Sarılmalar, kucaklaşmalar…

Bekleyen bu 4 kişinin ortak özelliği ise aynı soyadına sahip olmaları. Gencin babası, kuzenleri ve amcası. Sonrasında hep birlikte eve gidiliyor, gecenin bir vakti balkonda patlatılan şampanya, sabahın erken saatlerine kadar muhabbet… Genç, halinden son derece memnun. Hatta normalde havaalanına davul-zurnacı çağırılacakmış ama uçak saatlerinde değişiklik olup gecenin bir vakti varıldığı için o plan iptal olmuş. Sabaha karşı herkesin uykusu geliyor ama 7 saat farklı zaman diliminden gelmiş gencin bünyesi hala akşammış gibi hissediyor, ekipte en dinç o.

İlk birkaç gün çok ilginç geliyor “el Turco”ya. Sanki o kadar uzun zamanın ardından birçok şey değişir, bir yabancılık çekilir diye düşünüyordu yol boyunca. Halbuki öyle olmuyor. Aksine şaşırıyor nasıl oldu da bu kadar herşey aynı kaldı diye; adeta hiç bırakılmamış gibi. 1 yıllık bir yolculuk için okyanus ötesine değil de sanki bir haftasonu seyahati için şehir dışına çıkmış gibi hissediyor kendisini. İyi, çok güzel. “Demek ki çok da birşey kaçırmamışım burada yokken” diye düşünüyor.

İlk günler kız arkadaşıyla, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla hasret gidermekle geçiyor. Sürekli ilgi odağı olmaktan, aranıp sorulmaktan da gayet hoşnut aslında. Şımartılıyor, şımarıyor bizim genç. Ama bunun da çok sürmeyeceğinin farkında olsa gerek; tadını çıkarmaya çalışıyor elinden geldiğince, insanlar kendisini unutmaya başlamadan.

Hiç anlam veremediği bir takım şeyler de yok değil aslında. 1 yıldır hayatında olmayan rahatsız edici küçücük detayların tekrar yaşamına girmesi bazen sinirlerine dokunuyor. Yok efendim lambanın ampulü patlamış, yerler toz olmuş, turkcell tarifesi değiştirilecekmiş, internetin aylık ödemesi şöyleymiş, kapının kolu böyleymiş, merdivenci kadın su istemiş, evde pirinç bitmiş, kablolu tvci tamire gelmiş, ayakkabının rengi pantolona uymamış, komşular arabanın önünü kapamış. Mış miş müş. Bunlar da yetmiyormuş gibi ekstra hiçbir şey yapmadığı günlerde bile varolan genel giderlerini hesapladığında son 1 yıldır geziyorken bile bundan daha ekonomik yaşamakta olduğunu farkediyor ve şaşırıyor; “acaba yine yollara mı düşsem?” diyor.

İlk 2-3 haftanın ardından şımartılma oranları azalmış, aptallaşma durumları geçmiş ve kafasının uyutulmaya başlamasıyla artık ortama iyice alışmış durumda. 1 sene önce nasılsa benzer yaşamına uyum sağlıyor. Yerinde duramayıp birkaç kez İzmir dışına da çıkıyor tabii bu sırada. Tüm bunların yanında artık yan gelip yatma kısmının sona ermesi gerektiğinin de farkındalığıyla ileriye yönelik planlar, projeler üzerine kafa patlatmaya, sabahtan akşama bilgisayar başında pineklemeye başlıyor. Herşey olması gerektiği, önceden tasarlandığı gibi esasen.

30 Ocak 2011 saat 01:30.

Genç, ülkesine, şehrine, evine geri döneli tam 1 ay oluyor.

Halinden son derece memnun.

Engin Kaban

30 Ocak 2011 – İzmir

Not:

Juan için bakınız: http://rotalatinamerika.wordpress.com/2010/08/11/cesur-turk-juan/

El Turco için bakınız: http://rotalatinamerika.wordpress.com/2010/07/06/patagonya%E2%80%99da-7-el-turco/

Yazı kategorisi: Denemeler | 14 Yorum »

Ne İçersin Aşkım?

Posted by Engin Kaban Kasım 27, 2010

www.Gezikolik.com sitesinin düzenlediği gezi yazısı yarışmasında birincilik alan yazım. Ödül: Kemer’de lüks bir otelde herşey dahil tatil!

Ne içersin aşkım?

Kolombiya’da bir restorana oturuyorsunuz. Kıvrak salsa müziğinin eşliğinde tüm renkliliğiyle döşenmiş enerji dolu bir mekan. Menüyü incelemeniz bitiyor ve siparişinizi vereceksiniz. Seksi bir Latin garson yanınıza geliyor ve soruyor: “Ne içersin aşkım?”

Eğer bu ülkede henüz ilk günleriniz ise yöneltilen bu soru karşısında heyecanlanabilir, veya yanlışlıkla restorana değil de farklı bir işletmeye geldiğinizi düşünebilirsiniz. Ancak Kolombiya’ya alışkın biriyseniz yanıtınız “Soğuk bir limonata getir de serinleyelim hayatım” şeklinde olabilir.

Kolombiyalıların kendilerine özgü hitap biçimleri var. Bunlardan bana göre en ilginçleri “Mi amor” ve “Mi vida”. Sırasıyla aşkım ve hayatım anlamına geliyor. Bu hitap biçiminin altında herhangi bir artniyet aramanız ya da farklı beklentiler içine girmeniz beklenmiyor. Çünkü her nasıl ki bu sözü güzel genç bir kızdan duyabiliyorsanız, sokaktaki 60 yaşındaki hamburger satıcısı teyze de “Mayonez koyayım mı hayatım?” diyebilir. Nereden ne çıkacağını kestirmek oldukça güç. Böylece istediğiniz zamanlarda bunu bir oyun gibi görüp kurallarına göre oynamak çok eğlenceli oluyor.

Kolombiyalılar aynı zamanda çok kibarlar. Güney Amerika’nın herhangi başka bir ülkesinde olmadığı kadar “Señor” ve “Señora” şeklinde hitap ediyorlar. Örneğin birine sesleneceğinizde, veya söyleneni anlamadığınızda yinelemesini istediğinizde pardon demek yerine “Bayım?” “Hanımefendi?” şeklinde seslenmek gerekiyor. Normalde İspanyolca konuşulan ülkelerde evli ve/veya belli bir yaşın üstündeki kadınlara “Señora”, diğer durumlarda “Señorita” denir. Ancak burada ilginç bir şekilde herkes “Señora”.

Kolombiyalılarla “arkadaş olmak” da çok kolay. Tabi kimin gerçek arkadaş, kimin ise sözde arkadaş olduğuna dikkat etmek koşuluyla. Sokakta yürürken size özellikle birşeyler satmak isteyen, bir şekilde cebinizdeki paranızda gözü olan tüm insanlar “Amigo!” diyerek sesleneceklerdir. Bu kişilerin çoğu aşırı derecede ısrarcı ve sinir bozucu olabileceği için her Amigo diyenle muhattap olmamak, ancak aynı zamanda gerçekten “Amigo” olabileceğiniz kişilere de aynı onların sıcaklığı ve samimiyetiyle  yaklaşmak lazım. Aynı sözün kadınlar için olan karşılığı ise “Amiga”.

Ülkeye ilk ayak bastığım Amazonlar’daki küçük kasabadaki ilk saatlerimde de tuhaf hissetmiştim. Hayatımda karşılaştığım ilk Kolombiyalıların çoğu bana “Patron” diye hitap ediyordu. Kendi kendime “Vay be, Kolombiya’ya gelir gelmez patron oldum, ne güzel yermiş burası” diyordum. Zamanla bunun da bu toprakların insanları arasında sık kullanılan samimi bir seslenme biçimi olduğunu görmüş oldum.

Erkeklerin çekici kadınlara laf atmak amacıyla kullandıkları sözlerin başında ise “Bonbon” geliyor. Tatlıyı, şekeri çağrıştıran bu sözcük bence çok yerinde. Eğer ki söz konusu bayan son derece alımlı ve seksiyse “Oohh Mamasita!!” demek, durumun önemini vurgulamak için daha anlamlı. Dolayısıyla bir kadın olarak Kolombiya sokaklarında dolaşmak da ilginç bir deneyim olsa gerek. Benzer durumdaki erkekler ise “Papasito” oluyor.

Bir de yine ilk kez bu ülkede karşıma çıkan “A la orden” sözü var. Sözcük anlamı “Emrinize, hizmetinize” gibi birşey. Sokakta bilumum satıcıdan durmaksızın duyulan bu sözler karşısında sanki tüm ülke size hizmet etmek için hazır bekliyor izlenimine kapılabilirsiniz.

Limonatanızı buzlu mu istersiniz?

A la orden mi amor…

Engin Kaban

15 Kasım 2010 – Bogota

Yazı kategorisi: Denemeler | 25 Yorum »

Amazon Postası 2: Leticia

Posted by Engin Kaban Ekim 30, 2010

Amazon Postası 2: Leticia

Bir önceki Amazon postam Peru’daki Iquitos şehriyle ilgiliydi. Bu sefer ise bir sonraki durağım olan Kolombiya’nın Leticia şehri ve çevresi hakkında kısa notlarımı paylaşacağım;

-          Herhangi bir kara ulaşımı olmayan Iquitos şehrinden, kısıtlı kara ulaşımı olan Leticia şehrine ulaşmanın temel yöntemi nehir yolu. Burada da iki alternatif var. 3 günde giden kargo gemilerinin güvertesinde yerlilerle birlikte, kendi kuracağınız hamakta yatarak yavaş ve Amazonları sindirerek yolculuk yapmak. Ya da 3 kat fazla para vererek, 10 saatte giden hızlı motorları kullanmak. Benim tercihim başından beri ilk yöntemdi. Taa ki…

-          Taa ki ayrıntılı bilgileri alana değin. Başlıbaşına bir deneyim olacaktı bu yolculuk. Ancak aynı zamanda riskleri de yüksek. En temel sorun, tek başıma seyahat edeceğim için, eşyalarımı güvenle bırakabileceğim bir yer ya da kişi olmaması. Çantalar ortalık yerde duruyor. Bu da 3 tam gün boyunca ne zaman tuvalete gitmek istesem, ne zaman gemide herhangi başka yere gitsem çantaların risk altında olacağı anlamına geliyor. Bu gemilerdeki hırsızlık hikayeleri az buz değil.

-          Öte yandan Amazon nehrinde korsanların olduğu ve sık sık gemilere saldırıp ne var ne yok soyduklarına ilişkin hikayeler dinledim. Kesinlikle şehir efsanesi değil, birinci ağızdan dinledim. Örneğin bu gemilerde şef olarak çalışmış bir Perulu arkadaşın başına 2 kez gelmiş. Ayrıca bu bölgede seyahat eden başka gezginlerden, gemilerin limanlarda durduğunda çalışanların korsanları caydırmak amacıyla sık sık havaya ateş açtığını duydum.

-          Tüm bu nedenler birleşince, ve artık aylardır güvenlik konularıyla uğraşmaktan yorulduğum için sakin ve huzurlu bir seyahat için hızlı motoru yeğledim.

-          Yolculuğum günün ilk ışıklarıyla birlikte sabah 6’da başladı. Özellikle ilk 1 saat çok keyifliydi. Amazon nehrini izlemek, gelip geçen irili ufaklı motorlara, gemilere bakmak, küçük yerleşim yerlerini görmek. Sonrasında bunlar azaldı ve neredeyse bitti. Sonsuz bir ormanla çevrelenmiş uçsuz bir nehir ve gökyüzü kaldı. O da ayrı güzeldi gerçi.

-          Akşamüstü saatlerinde yolculuğumuz sonlandı. Vardığımız yer çok ilginç bir nokta. Peru – Kolombiya – Brezilya üçlü sınır noktası. Motor, Peru toprakları olan bir adacığa yanaştı. Buraya hemen üşüşen küçük motorlu gençlerden birine atladım. İlk önce Peru’dan resmi çıkışımı yapmak için adacığın ortasında bir yerdeki gümrük bürosuna yürüdük. Çıkış damgamı aldım. Sonrasında motorla hemen karşıdaki Kolombiya topraklarına geçtik. Teknede tanıştığım Kolombiyalı bir adamla birlikte nehir kıyısından şehrin merkezine kadar birlikte yürüdük.

-          O saatte Kolombiya gümrük ofisinin kapalı olacağını öğrendiğim için geceyi “ülkesiz” olarak geçirdim. Ertesi gün de tembellik yapıp akşamüstü saatlerinde havaalanına gittim. Ülkeye giriş damgasının alınabileceği tek yer saçma bir şekilde havaalanı. Benim gibi nehir yoluyla girseniz de havaalanına uğramanız gerekiyor. Ben gittiğimde havaalanı kapanmıştı. Bir gece daha “kaçak” olarak ülkede kalmaya devam ettim.

-          Normalde bu şekilde 24 saat kalmaya izin veriyorlar, sonrası cezalı. Ben ise bu süreyi aşmış bulundum. Korka korka ertesi gün havaalanına gittim ama görevli memur birşey demeden giriş damgamı bastı.

-          Bu üç ülke arasında seyahat ise bütünüyle serbest. İstediğiniz gibi girip çıkabiliyorsunuz. Örneğin ben bir havasını koklamak için yürüyerek Brezilya tarafındaki Tabatinga şehrine geçtim. Limanında oturup tüm sokakları inleten Portekizce müzikleri dinleyerek ortamı izledim. Sonra bir moto-taxi ye atlayarak Kolombiya’ya geri döndüm. Moto-taxi ler burada temel ulaşım aracı. Normal bir motoru süren gencin arkasına atlıyorsunuz ve çılgın akan trafiğin içinde birşey düşünmeden yol alıyorsunuz. Çok düşünürseniz binmemeniz gerekir çünkü.

-          Özellikle iki kardeş şehir olan Leticia ve Tabatinga bütünüyle içiçe girmiş gibi. İkisinin de sokaklarında hem İspanyolca hem Portekizce konuşuluyor. Bir ülkenin para biriminde ödemenizi yapıp diğer para biriminde üzerini alabiliyorsunuz. Zaten kurlarının oranı yaklaşık 1000 olduğu için yuvarlak hesap yapmak da kolay oluyor.

-          Bu iki şehirde Amerikan doları vererek bu ülkelerin parasını almak çok avantajlı. İlginç bir şekilde kurlar normalden çok daha yüksek. Bu tüyoyu benden 2 ay önce buradan geçmiş arkadaşlarımdan almış olduğum için hazırlıklı geldim ve yanımda getirdiğim yüklüce bir miktar Amerikan dolarını Kolombiya pesosuna çevirdim. Umarım sahte çıkmazlar…

-          Leticia’da geçirdiğim üç gün boyunca birkaç defa sağanak yağmur yağdı. Yaklaşık 15-20 dakika boyunca, gök yarılmış gibi bir yağmur; sonrasında tekrar güneş açıyor.

-          Kolombiya’ya varmamla iyice Latin ortamlarına vardığımı hissettim. Bir renkli hayatlar, sürekli sokaklarda çalan Latin müzikler, her an dans etmeye hazır insanlar. İlk izlenimlerim gayet iyi.

-          Kente ilk varışım akşam karanlığında olduğu için kalcak yer bulana değin kendimi epey güvensiz hissetmiştim. Ancak sonrasında kaldığım 3 gün boyunca güvenli bir şehir olduğuna karar verdim.

-          Şehre 11 kilometre uzaklıkta, ormanın içinde bir çeşit hayvanat bahçesine gittim. Burada timsah, kocaman yılanlar, prehistorik kaplumbağa, tarantula gibi bu toprakların sıradan canlılarını görme şansım oldu.

-          Sonrasında ormanın içinde 7-8 kilometrelik bir yürüyüş yaptım, birkaç komünitenin içinden geçtim.

-          Iquitos’da aldığım hamak ve cibinliği, Leticia’da kaldığım hostelin sahibine, hiç kullanmak nasip olmadan satmak zorunda kaldım. İlginç bir şekilde istemeden de olsa, Peru-Kolombiya fiyat farkları nedeniyle azıcık kar bile etmiş oldum.

-          Normal planım Leticia’dan kargo gemilerine binerek Brezilya Amazonları’nın başkenti ve tüm Amazonların en büyük şehri olan Manaus’a 4 günde varmak vardı. Buradan da kara yoluyla yaklaşık 40 saatlik bir yolculukla Venezüela’ya geçecektim. Ancak bu Brezilya – Venezüela karayolundaki otobüslerin halen sık sık gerillalar tarafından saldırıya uğradığına ilişkin birçok kanaldan bilgi alıyordum zaten. Geçen gün tanıştığım Kolombiyalı adam da, eşinin böyle bir saldırıya mağruz kaldığını, Venezüela’nın zaten genel olarak oldukça tehlikeli olduğunu tekrar söyleyince rotamı değiştirmeye karar verdim.

-          Hala Manaus’a kadar gemiyle gidebilirdim, bu gemiler Peru’dakilere göre kısmen daha güvenli ve düzgün. Ancak Manaus’dan sonra Venezüela’ya kara yoluyla girmezsem herhangi bir başka yere ulaşımım zor ve pahalı olacağı için bu planı tümden iptal ettim.

-          Leticia’dan, Kolombiya’nın başkenti Bogota’ya uçmaya karar verdim. Uçak fiyatlarına bakarken, az bir fark ödeyerek ikinci bir uçuş yapmanın da olanaklı olduğunu farkettim. Böylece biletimi, daha önce adını bile duymadığım ancak en ucuz uçuşun mümkün olduğu, Kolombiya’nın Karayip sahillerindeki Barranquila şehrine aldım.

-          Şu satırları yazdığım an itibariyle Bogota’dan Barranquila’ya uçuyorum. Fikrimi değiştirmezsem direkt olarak Barranquila’dan otobüsle Cartagena’ya geçeceğim. Karayip sahillerinde deniz-kum-güneşin tadını çıkaracağım.

-          Bu uçuşla birlikte aynı zamanda, son 9,5 aydır ilk kez Güney Yarımküreden Kuzey Yarımküreye geçmiş olacağım.

Engin Kaban

30 Ekim 2010 – Santa Marta

Yazı kategorisi: Denemeler | 8 Yorum »

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.